Piyasalar

ABD Merkez Bankası’nın 25 baz puanlık faiz artırımının ardından uzun vadeli tahvil getirileri ve küresel piyasalara olası etkisi

Kısaca

Fed’in 25 baz puanlık faiz artırımına gidilmesi ve ABD tahvil getirilerinin yükselişi izleniyor. Uzun vadeli tahvil talebindeki denge değişimi, gelecekteki getiri seviyelerini belirleyebilir. Piyasalar, küresel büyüme ve enflasyon göstergelerini yakından izleyerek yatırım kararlarını şekillendirecek.

Ana mesele

Fed politikasıyla uzun vadeli ABD tahvil talebindeki değişim, küresel piyasalarda faiz ve hisse fiyatlarını etkileyebilir.

Ne değişti?

ABD tahvil talebindeki değişim, uzun vadeli getirilerde yeni dengeye işaret ediyor.

Beni nasıl etkiler?

Yatırımcılar, uzun vadeli tahvil ve hisse dengelerini izleyecek; hareket alanı risk iştahını etkileyebilir.

Ne oldu?

Fed’in 25 baz puanlık artırımına gidildi ve ABD tahvil getirileri yükseldi.

Neden şimdi?

ABD ekonomisinin dirençli seyri ve hizmet enflasyonundaki yükseklık, bu hareketi destekliyor.

Neden önemli?

Uzun vadeli getiriler ve talep dengesi, küresel piyasalarda faizler ile risk iştahını etkiler.

Kimler etkileniyor?

  • Yatırımcılar
  • kurumsal portföy yöneticileri

Sektör ve piyasa etkisi

Tahvil bazlı getiriler, hisse senedi ve para politikası beklentilerini etkiler.

Riskler

  • Getiri volatilitesi artabilir
  • Uzun vadeli borçlanma maliyetleri yükselebilir

Takip edilmesi gerekenler

  • ABD tahvil getirilerindeki yönelim
  • Fed politika yönlendirmeleri
  • küresel enflasyon ve büyüme verileri

Haberin tamamı

Ekonomim haberlerini Google'da daha sık görün Ekonomim'i tercih ettiğiniz kaynaklara ekleyerek nitelikli haberlere daha kolay ulaşın. Takip Et Bu haftanın öne çıkan konu başlıkları; Perşembe günü ABD ve Çin liderleri arasındaki görüşme, BM Genel Kurulu kapsamında İran ve Orta Doğu’ya ilişkin diplomatik temaslar, Eylül ayı öncü PMI verileri ve büyük merkez bankalarının yetkililerinden gelecek açıklamalar olacak. Geçen haftaki merkez bankası toplantılarının ardından özellikle ABD tahvil faizlerinin seyri ve Japonya Merkez Bankası’nın faiz artırımına rağmen yendeki değer kaybı, küresel piyasalar açısından yakından izlenmeye devam edilecek.

Geçen haftanın en önemli gelişmelerinden birisi Fed’in 25 baz puanlık faiz artırımına gitmesiydi. ABD ekonomisinin beklenenden daha dirençli seyretmesi, hizmet enflasyonunun yüksek kalması ve enerji fiyatlarının enflasyon üzerinde yeniden yukarı yönlü baskı yaratabileceğine ilişkin endişeler, Fed’in sıkı para politikasını öngörülenden daha uzun süre devam ettirebileceği beklentisini destekliyor. Bununla birlikte, ABD tahvil faizlerindeki yükselişte özellikle uzun vadeli faizler açısından başka dinamiklerin de giderek daha önemli hale geldiğini görüyoruz.

ABD’nin yüksek bütçe açığı ve artan kamu borcu nedeniyle tahvil arzının güçlü şekilde devam etmesi bu unsurların başında geliyor. Önümüzdeki yıllarda yüksek miktarda borçlanma ihtiyacının devam edeceği beklentisi, yatırımcıların uzun vadeli ABD tahvillerini taşımak için daha yüksek getiri talep etmesine neden oluyor. Diğer bir ifadeyle, Fed’in faiz politikasına ilişkin beklentilerin yanı sıra yatırımcıların uzun vadeli tahviller için talep ettiği vade priminin yükselmesi de faizleri yukarıda tutuyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde Fed’in politika faizinin hangi seviyeye gideceği kadar, piyasanın uzun vadeli ABD tahvillerini hangi faiz seviyesinden taşımaya razı olacağı da önemli hale geliyor.

ABD tahvil piyasasındaki bu yeni denge hisse senedi fiyatlamalarını etkileme potansiyeli taşıyor. ABD hisselerinin şimdiye kadar faizlerdeki yükselişe görece dirençli kalmasında, şirket kârlarının güçlü seyri ve özellikle yapay zekâ yatırımlarının teknoloji şirketlerinin büyümesine ilişkin beklentileri desteklemesi etkili oluyor. Yüksek tahvil faizleri çarpan genişlemesini sınırlarken, hisse piyasasında yükselişin devamı açısından kâr büyümesinin önemi artıyor.

Yükselen faizler özellikle yüksek büyüme beklentileriyle fiyatlanan teknoloji şirketleri açısından gelecekte elde edilmesi beklenen nakit akımlarının bugünkü değerini azaltarak değerlemeler üzerinde bir baskı unsuru oluşturuyor. Aynı zamanda yatırımcıların ABD tahvillerinden elde edebileceği getirinin yükselmesi, hisse senetlerine alternatif oluşturuyor. 22 Eylül sabahında %4.95 seviyesinde olan ABD’nin 10 yıllık tahvil faizinde %5.0-%5.1 aralığının hisse senedi piyasası açısından görece tolere edilebilir olduğunu, ancak %5.25-%5.50 aralığına doğru bir yükselişin değerleme baskısını daha fazla öne çıkartabileceğini düşünüyoruz.

Dolayısıyla faizlerin yüksek kaldığı bir ortamda endeks genelindeki yükseliş potansiyelinin sınırlanabileceğini ve şirket seçiminin daha önemli hale gelebileceğini göz önünde bulunduruyoruz.

Geçen haftanın dikkat çekici gelişmelerinden biri de Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) faiz artırmasına karşın yenin dolar karşısında değer kaybetmesi oldu. Bu durum faiz artırımının büyük ölçüde önceden fiyatlanmış olması, iki üyenin karara karşı çıkarak faizin sabit tutulmasını tercih etmesi ve piyasanın bundan sonraki faiz artırımlarının hızına ilişkin daha güçlü bir sinyal aramasıyla açıklanabilir.

Üstelik Japonya’da enflasyonun gerileme eğiliminde olması da Banka’nın bundan sonraki faiz artırımlarında kademeli hareket edebileceği beklentisini destekleyen unsurlardan birisi olarak değerlendirilebilir.

BoJ’un bundan sonraki faiz artırımlarında kademeli hareket edebileceği beklentisi, carry trade pozisyonlarının hızlı şekilde çözülmesine yönelik endişeleri şimdilik sınırlıyor. Ancak yenin olası bir resmi müdahale veya Japonya Merkez Bankası’nın beklenenden daha şahin hareket etmesi sonucunda hızlı şekilde değer kazanması durumunda, carry trade pozisyonlarında çözülme eğilimi gözlenebilir. Dolayısıyla yen tarafında hareketin yönü kadar hızının da önemli olacağını düşünüyoruz.

Yeni haftada para politikasının yanı sıra siyasi ve jeopolitik gelişmeler de ön planda olacak. Haftanın en önemli gündem maddelerinden birisi ABD ve Çin liderleri arasında Perşembe günü yapılması planlanan görüşme olacak. Görüşmede ticaret ilişkilerinin yanı sıra teknoloji, yapay zekâ ve jeopolitik konuların gündeme gelmesi bekleniyor. Piyasalar açısından görüşmeden kapsamlı bir anlaşma çıkmasından ziyade, iki ülke arasındaki ticaret ve teknoloji ilişkilerinin bundan sonra nasıl şekilleneceği önemli olacak.

Haftanın ikinci önemli siyasi gündemini ise Birleşmiş Milletler Genel Kurulu sırasında gerçekleştirilecek temaslar ve İran konusunda diplomatik bir ilerleme sağlanıp sağlanamayacağı oluşturuyor.

Son günlerde Orta Doğu’dan petrol akışının beklenenden daha güçlü olması, Brent petrol fiyatının US$ 100-102 aralığına gerilemesinde etkili oldu. Petrol piyasasında şimdilik jeopolitik risklerin kendisinden çok, söz konusu risklerin arz akışını ne ölçüde etkilediği belirleyici oluyor.

Makroekonomik veri tarafında ise Çarşamba günü açıklanacak Eylül ayı öncü PMI verileri, üçüncü çeyreğin sonuna gelirken küresel ekonominin nasıl bir seyir izlediğine ilişkin sinyaller verecek. Özellikle ABD’de ekonomik aktivitenin güçlü kalmaya devam etmesi, Fed’in sıkı para politikasını daha uzun süre sürdürebileceği beklentisini destekleyebilir. Hafta boyunca Fed başta olmak üzere büyük merkez bankalarının yetkililerinin konuşmaları da yakından izlenecek.

Haberin tamamı için kaynak bağlantısını ziyaret edin.

Kaynaklar

Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; yatırım tavsiyesi değildir.

ABD Merkez Bankası’nın 25 baz puanlık faiz artırımının ardından uzun vadeli tahvil getirileri ve küresel piyasalara olası etkisi · Mercek akışına dön